Aile İçi Şiddet, Kadına Karşı Şiddet ve Hukuki Süreç

Kadına Karşı Şiddet ve Aile İçi Şiddet

 

Av. Önder Durdu son zamanlarda sık sık gündeme gelen “Aile İçi Şiddet / Kadına Karşı Şiddet” konusunu ve Hukuki süreçleri anlattı:

''Şiddet insan yaşamının her döneminde görülebilen ve dünyada giderek artan önemli bir toplumsal ve bireysel sağlık sorunudur. Bireyi ve toplumu ilgilendiren her mesele gibi bu mesele de bir hukuk süjesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu konunun; Psikoloji, Sosyoloji, Tıp ve hatta Tarih Coğrafya ve Ekonomi gibi birçok farklı disiplin tarafından ele alınmasının kapsamlı bir araştırma ve incelemeye sistematik olarak konu edilmesinin gerekliliği tartışmasızdır. Ancak biz hukuka aykırı bir davranış olarak “Aile İçi Şiddet / Kadına Karşı Şiddet” meselesiyle ilgili birkaç söz söyleyebiliriz: En yaygın olarak görülen şiddet biçimi erkeğin kadına ve çocuğa karşı uyguladığı aile içi şiddet, Kadının Aile İçinde Yaşanan Şiddete Bakışıdır. Dünya Sağlık Örgütünün 2002 yılında yayınladığı raporunda, şiddetin en fazla aile ortamında ve kadına yönelik olduğu bildirilmektedir.

Coğrafi sınır, ekonomik gelişmişlik ve öğretim düzeyi farketmeksizin Kadına Karşı Şiddet tüm dünyada ve kültürlerde son derece yaygın görülen bir olay olduğu maalesef bilinmektedir.Toplumsal yapının çok katmanlı - kozmopolit bir özellik arzetmesi sebebiyle, daha önce de değindiğimiz gibi sadece hukuki düzenlemelerle bu meselenin, tüm tarafları memnun edecek düzeyde bir çözüme kavuşturulması mümkün değildir. Toplumsal meselelerde doğru tavrın, mükemmele ulaşmanın mümkün olmadığını bilerek mükemmele en yakın çözüme ulaşmak için çalışmak olduğunu düşünmekteyiz.
  • Bu bağlamda öncelikle çok önemli bir hukuk alanı olan önleyici kolluk hizmetlerinin,
  • Aile içi şiddet gibi çok boyutlu meselelerde ayrı bir önem arzettiğini düşünmekteyiz.
  • Bununla birlikte yasal süreçler ile ilgili,

Zira bahse konu şiddet, aile bireylerinin birbirlerine karşı uyguladıkları bir davranışın sonucu olduğundan bir taraftan hukuka aykırı bir durum söz konusu iken öte taraftan aile bireylerinin hukuk eliyle birbirerini cezalanadırmaları, geri dönüşü olmayan yasal süreçlerin ortaya çıkmasını gündeme getirmektedir ki, şiddet sonrası yasal süreçlerde yaşananlar, şiddet suçunu işleyenin yanı sıra suçun mağdurunu da hayati düzeyde etkileyen sonuçlar ortaya çıkmasına sebep olabilmektedir. Hal böyle olunca, hukuk kuralları çerçevesinde cezalandırılma süreci öncesinde ne yapılabilir, buna bakmak gerekmektedir. Kadın sığınma evleri, çocuk esirgeme kurumları gibi belediye, kaymakamlık, valilik, bakanlık düzeyinde tesis edilen kurumlar; kolluğun yeni uygulamalarının önünü açan yasal düzenlemeler vs ile kamu otoritesinin bu konuda başarılı bir süreç işlettiğini söyleyebiliriz.

Ancak Aile İçi Şiddet / Kadına Karşı Şiddet konusunun çok katmanlı bir mesele olması ve fail ile mağdur arasında bir denge gözetme zorunluluğu, zaman zaman fail mağdur kimliklerinin karışmış olması, aile hukuku münasebetiyle birine uygulanan müeyyidenin diğerini de etkilemesi gibi hassasiyetler, ilgili mevzuatın olması gerektiği gibi uygulanabilmesinin önünde ciddi bir zorluk olarak ortaya çıkmaktadır. Hülasa ilgili mevzuatın uygulamasını layıkıyla yapamadığımızdan, ilgili kurumları layıkıyla hayata geçiremediğimizden istenilen sonuca varamamaktayız. Bu sebeple de mevcut yasal uygulamaların yanı sıra ve özellikle, evlilik öncesi ve evlilik süresince aile bireylerinin çeşitli ve çok boyutlu eğitimlere tabi tutulmalarının; vaka öncesi süreçlerin yargı ve kolluk makamlarının yanı sıra ve hatta belki de daha güçlü bir şekilde toplumun tüm ilgili kurumları tarafından, bilhassa sivil toplum kuruluşları tarafından desteklenmesinin çok önemli olduğu kanaatindeyiz.

Bir karıncayı incitmenin manevi bir mesuliyetinin olacağı bilinci bizim kültürümüzün temel düsturlarından biri ike Aile içi şiddetten bahsedilmesi, bunun bir sosyal mesele olarak karşımıza çıkması, toplum olarak öz değerlerimizden uzaklaştığımızı haber vermektedir. Bu açıdan bakıldığında hukuk hastalıklı bir durumun teşhis ve tedavisi ile ilgilenirken bahsettiğimiz gibi çeşitli uygulamalar, STK faaliyetleri, eğitimler vs ile bir sosyal renavasyon sürecine girilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Zira bilinmektedir ki hastalık sonrası tedavi süreçleri hiçbir zaman hastalığı tüm etkileri ile ortadan kaldıramamaktadır. Bu sebeple sosyo kültürel ve yasal önleyici tedbirlerin cezalandırma süreçlerinden çok daha değerli ve etkili olduğu kanaatindeyiz.'' 

Yazar:  

Av. Önder Durdu